GAZİ'DE İLKYAZ

Bu site Atilla İlkyaz'ın ''Gazi Üniversitesi - Mesleki Resim Yüksek Lisans Öğrencileri'' tarafından kurulmuştur, bir İLK'dir...
 
AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 FOVİZM-DIŞAVURUMCULUK

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
kaderaltintasgazi



Kadın
Mesaj Sayısı : 21
Kayıt tarihi : 22/10/09

MesajKonu: FOVİZM-DIŞAVURUMCULUK   11/12/2009, 18:43

FOVİZM

Fovizm 1898-1908 yılları arasında Henri Matisse tarafından Fransa'da geliştirilen bir sanat akımıdır.

En önemli özelliği, tüpten çıkmış gibi çiğ ve bağıran renklerin doğrudan kullanımıdır.

Matisse, Derain ve Vlaminck'in Paris'te açtıkları bir sergi de ilk kez duyulmuştur.

1905 yılında gerçekleşen bu sergi modern resme birçok katkıda bulunmuştur. Sergiye gelenler daha önce hiç karşılaşmadıkları bir anlatımla karşılaşmışlardır.

Tuval üzerine sürülmüş dogrudan renkler, bozuk perspektif gelenleri şaşırtmıştır. Sergide bulunan ünlü eleştirmen Louis Vauxcelles bu gruba le fauves (vahşi hayvanlar) olarak hitap etmistir. Akım adını buradan alır.

Vauxcelles, Gil Blase gazetesinde sergiyle ilgili olarak şunları yazmıştır: “Bu büstün saflığı, yalın tonların cümbüşü arasında insana şaşkınlık veriyor”. Kısaca söylemek gerekirse, “fovlar (aslan, kaplan gibi yırtıcı hayvanlar) arasında bir Donatello” Işte bu sözler üstüne, söz konusu tuvallerden taşan şiddet, sertlik, insanlık dışı bir vahşiliği belirtmek için kullanılmaya başladı.

Fovist resim; yüceltilmiş duyguların ve renklerin eğlenceli ve fantastik dünyasını oluşturan bu ‘vahşilik’ en çok güçlü renklerde, dinamik fırça vuruşlarında ve yapıtların derin dışavurumcu niteliklerinde yansır.

Resim sade ve temiz boyanmalıdır.

Saf ve parlak renkli boyalar, başka renklerle karıştırılmadan uygulanıyordu.

Derinlik, ışık, gölge ve belirli kenar çizgileri bırakılmıştır.

Fovizmde hafiflik ve sevinç gözlenir.

Fovist resim, Van Gogh’un ya da Gauguin’in basite indirgediği resimden daha başka birşeydir ; artık daha 3 boyutlu değildir, Renk zenginliği ise birkaç saf renk ile sınırlıdır.

Şimdi bu renklerin işlevi, anlamı ve duyguyu anlatmaktır.

Kübizmin biçimlerle kurmak istediği geometrik yapıyı fovistler renklerle yapar, gerçekçi mekanlar kullanmazlar..

Fovizm akımının başlıca temsilcileri;

Henri matisse

Andre derain

Maurice de Vlaminck

Raoul Dufy

Georges Braque

Albert Marquet

Kees van Dongen

Henri Manguin

HENRİ MATISSE

31 Aralık 1869 – 3 Kasım 1954

Fransız ressam Henri Émile Benoît Matisse.

Matisse, 20. yy. sanatının en modern ve farklı figürlerinin yaratıcılarından biri. Ressamlığının yanı sıra, heykel sanatçısı ve grafik tasarımcısı olarak da tanınır.

Fransa 1869 yılında doğmuş, hukuk okumuş. 1890 yılında geçirdiği bir apandisit operasyonu sonrası yatakta oyalanmak için resme başlamıştır.

1892 yılında hukuk kariyerinden vazgeçmiş, Paris’e gitmiş ve resim okumuş.

Tutucu hocaların elinde önceleri daha çok geleneksel sanat çalışmış. Ancak zamanla, aralarında Monet, Cezanne, Van Gogh gibi ressamların bulunduğu izlenimci akımdan etkilenmeye başlamış.

Kendi içinde dönemlere ayrılan bu akımın, uçuşan renkler, göller ve sokakların gün ışığında değişen renklerinin yumuşacık bir şekilde tuvale döküldüğü döneminden çok; Cezanne ile başlayan, gölgeler ve ışıktan uzak durup, resmin renk dengesini korumak uğuruna varlıkların anatomilerini bozmayı yeğleyen anlayışın temsilcisi olmuş.

Renk kullanımı ve formları uzaysal biçimlere çevirmede özgür bir tarz benimsemiştir.







1906 yılında Matisse Cezayir’e giderek Biskra Vahası’nı ziyaret etti. Buradan resimlerinde faydalanacağı çiniler, kıyafetler ve diğer yöresel nesnelerle döndü. İslam ve doğu sanatı onun üzerinde belirgin bir etkiye sahip oldu.

Doğu halılarındaki dekoratif unsurlar, saf renkler, soyut biçimler ve düzeyler önem taşımaktaydı. Matisse’in resimlerindeki iki boyutluluk ve dekoratif unsurların artan önemi Gauguin’in 19. yüzyıl sonunda ortaya koyduğu tavrın bir devamı niteliğindeydi. 1908 yılında yaptığı Kırmızıdaki Uyum onun doğu sanatına ve dekoratif unsurlara verdiği önemin bir sonucudur. Resimde masa örtüsü ve duvarın kırmızı renkte olması ve mavi kıvrımlı motiflerin hem masada hem de duvar yüzeyinde tekrar etmesi, resim yüzeyinin iki boyutluluğunu vurgular

1911 ve 1912 kış aylarını Fas’da geçiren Matisse, bu coğrafyanın ve iklimin etkisiyle daha canlı ve ışıklı renkler kullanmaya başladı. Ancak 1914 yılında I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesi sanatında yepyeni bir evreyi gündeme getirdi. Resimlerinde biçimler giderek soyutlaşırken renkler koyulaşmaya ve siyah gölgeler artmaya başladı.



1918/19 (savaşın ardından)Keman Kutulu İç Mekan onun yeniden canlanan renk ve ışık ilgisini yansıtır. Bu dönemde ayrıca, dekoratif yönü ağır basan bir dizi Odalık resmi gerçekleştirmiştir.



1930’lu yıllar ile birlikte resimlerinde biçimler iyice yalınlaşmaya ve dekoratif unsurlar önem kazanmaya başladı.

1940’lı yıllar II. Dünya Savaşı’na ve onu giderek yatağa bağımlı hale getiren hastalığına rağmen yoğun bir şekilde üretmeye devam ettiği bir dönem oldu. Jazz adlı kitap için 1947 yılında gerçekleştirdiği, kesilmiş kâğıt üzerine guaj tekniğindeki çalışmalar Matisse’in yerleşmiş sanat anlayışının farklı bir sunumunu oluşturur. İkarus bu çalışmalardan belki de en tanınmış olanıdır. İlerlemiş yaşlarında gerçekleştirdiği çalışmalarından biri de 1943 yılından beri yaşamakta olduğu Vence’deki Rosarie Şapeli için yaptığı tasarımlardır. Kesilmiş renkli kâğıtlarla hazırladığı taslaklar şapelin vitrayları olarak uygulanmıştır. Ayrıca beyaz seramik yüzeyler üzerine siyah çizgilerle gerçekleştirdiği büyük ölçekler Meryem ve Çocuk İsa, Aziz Dominik ve Kutsal haçla ilgili desenler yer alır. Matisse hayatının son dönemlerinde kesilmiş renkli kâğıtlarla gerçekleştirdiği çalışmalara yoğunlaştı. İlerleyen yaşı ve onu neredeyse yatağa bağlayan hastalıklar eserlerini bu farklı teknikte uygulamasına neden olmuş olabilir. 1952 tarihli Mavi Nü bu eserlerden en tanınmış olanıdır.

André Derain (1880-1954)

Klasik modernizme yönelmiş, kübizmin öncülerinden olmuş bir usta:
Çağdaş sanatın kurucularından André Derain, 10 Haziran 1880’de Paris’in güneybatısında, Seine kıyısında küçük bir kasaba olan Chatou’da doğdu.


Ekmek ve pasta yapımıyla uğraşan babası, onun mühendislik eğitimi görmesini istiyordu. Fakat küçük Derain’in eğilimi ve merakı resim sanatınaydı. Bu nedenle daha ilk ve ortaöğrenimi sırasında Jacomin adlı bir ressamdan ilk derslerini aldı.

Yirmi yaşına doğru bir trende, rastlantı sonucu tanıştığı Vlaminck’in onu yüreklendirmesi üzerine, yoğun bir çabayla resme yöneldi ve Carri Akademisi’ne öğrenci olarak yazıldı. Orada Matisse’i tanıdı. Aynı yıl Chatou’da Vlaminck’in özel atölyesini bir süre paylaştı. Sonradan “fauvisme”in ocağı olarak ün yapacak olan bu atölye, Derain’de katışıksız renklere ve yalın biçimlere karşı ilgi uyandırdı. Gene de bütünüyle içgüdüsel bir yol izleyen Vlaminck’in aksine Derain, düşünceyi ve geleneğe dayanan resim kültürü ön planda tutuyordu. Müzelerdeki eski ve soylu yapıtları, kalıcı değerdeki tabloları yakından inceliyor, onlara bu kalıcılık niteliğini sağlayan gizleri, çözümü güç formülleri kendi yeteneğiyle çözümlemeye çalışıyordu.





1905 yazını Matisse’in yanında Collioure’da geçirdiği sırada, ilk önemli tablosu “Suresnes’de Balo”yu yapmış, “fauve” grubu ressamlarıyla ilişkisini iyiden iyiye geliştirmişti.

Raoul Dufy (1877-1953 )

Dufy, moda dünyasını önemli ölçüde etkilemiş ünlü bir Fransız ressam ve ilüstratördür. Empresyonist bir sanatçı olarak sanata adım atmış, Matisse’den çok etkilenmiş ve 1905’de Fauvist akıma dahil olmuştur. Parlak renkleri izleyicide özgürlük hissi uyandırır ve Soyut Modern Sanat’a doğru ilerleyen resimler çizmiştir. Dufy tekstil tasarımına da adım atarak, bu alanda da şöhreti yakalamış ve Paris Modasının saygısını kazanmıştır.



DIŞAVURUMCULUK

20. yy başlarında (1900 - 1935) İzlenimciliğe ve Doğalcılığa tepki olarak Almanya’da doğdu, Orta Avrupa’da gelişimini sürdürdü. Sanat ve edebiyat alanlarında etkili oldu. İnsanın iç dünyasını anlatmayı amaçlayan, anlatımcı bir akım.

Dışavurumculuk (Ekspresyonizm) akımı 1911’de “Avangard sanatın […] sözcülerinden galerici Herwarth Walden” tarafından isimlendirilmiştir. Dışavurumculuk, Fransızca’da “ifade” anlamına gelen “expression” kelimesinden türetilmiştir.

Resimlerinde doğayı ve toplumu nesnel bir şekilde yansıtmak yerine öznel ya da içsel gerçeğin yansımasını istiyorlardı.

Dışavurumcular devlet, ataerkil aile, ordu, okul gibi toplumda otoritesiyle var olan kurumlara başkaldırdı. Toplum tarafından dışlanmış, yoksul, ezilmiş kişilerin yanında tavır aldılar. Dışavurumculuk, sanatçılara yeni bir düzen için misyon yüklemişti

Dışavurumcu sanatçılar dış dünyayı yansıtmak yerine, içsel duygularını dışa vuran resimsel biçimler geliştirme yolunu seçtiler.

Tuvali sanatçının duygularını yansıtan bir araç olarak kabul eden Dışavurumcu resim ,yoğun, tutkulu ve çok kişiseldir.

Şiddetli, yapay renkler ve fırça işçiliğiyle canlılık kazanır.

Vincent van Gogh’un çılgın resim tekniği ve olağanüstü renk kullanımıyla birçok Dışavurumcu ressam için esin kaynağı olması şaşırtıcı değildir.

Temel Özellikleri:

· Resim bir ifade alanı olarak görüldü.

· Radikal bir yaklaşımla, taraf tutan, itham eden, söylemek istediklerini haykıran bir anlatımı vardı.

· Desenler, kendiliğinden ortaya çıkan tepkilerden oluşuyordu.

· Düşünceler ve mesaj öne çıkmıştı. · Sanayi çağının yarattığı sefalet, savaşlar konulara yansıtıldı.

· Resimlerinde ortak düşünceye dayanan bireysellik vardı.

· Kendinden emin, devrimci, üslup bilinci olan bir değerler sistemi oluştu ama bu değerler, nasyonal sosyalistler tarafından yerle bir edildi.

· Çizgi ve renk kullanımı konusundaki özgürlük, duyguların yapıtlara yansımasını amaçlıyordu.


Die Brücke” (KÖPRÜ)ressamları renkleri en ilkel halleriyle kullandılar. Başlangıcı 15. yüzyıla kadar uzanan ağaç baskı yönteminden etkilenerek, resimlerinde ağaç baskıyı yansıtan çizgilere yer verdiler. Modern çağ insanının umutsuzluğu bu sanatçıların yapıtlarına yansıyordu. 1905-1914

· “Der Blaue Reiter”(MAVİ SÜVARİ) ressamları sanatın biçimsel sorunlarıyla ilgilendiler. Görünenin ardındaki tinsel gerçeği aradılar.


Önemli Temsilcileri:

Picasso, Georges Braque, Robert ve Sonia Delaunay, Joan Miro ve Marc Chagall.
“Die Brücke” ressamları: Ernst Ludwig Kirchner, Erich Heckel, Otto Mueller, Karl Schmidt-Rottluf, Emil Nolde.
“Der Blaue Reiter” ressamları: Vassili Kandinsky, Alexey von Jawlensky, Franz Marc, Gabriele Münter, August Macke, Paul Klee
Kandinsky, renk ve çizgi aracılığıyla soyut sanatın itici gücü olarak kabul ediliyor.
Egon Schiele, Oskar Kokoschka


Die Brücke(köprü)

Paris'te, 1905'teki Sonbahar Salonu'nda fovizm birdenbire ortaya çıkarken, genç Alman ressamı da;

Erich Heckel,

Karl Schmidt-Rottluff,

Ernst Lud­wig Kirchner

Dresden'de Die Brücke (Köprü) diye adlandırdıkları bir sanat hareketini başlattılar.

‘’İNSAN’DA AMAÇ OLAN,ONUN BİR AMAÇ DEĞİL BİR KÖPRÜ OLUŞUDUR.İNSAN’DA SEVGİYE DEĞER OLAN,ONUN HEM ÜSTÜNDEN AŞIRTAN HEM DE ALTINDAN GEÇİRTEN BİR GEÇİT OLMASIDIR…’ FRİEDRİCH NİTEHZCHE.

Friedrich Nietzsche ve felsefesi, Brücke grubu sanatçıları için oldukça önemli olmuştur. Hatta grup ismini de Nietzsche’nin ‘Böyle Buyurdu Zerdüşt’ adlı kitabındaki bir bölümden almıştır. Lloyd, Nietzsche’nin vitalist (canlıcılık) felsefesinin, Die Brücke’ye bağlı sanatçıların ortaklaşa sürdürdükleri farklı, bohem yaşam tarzına da esin kaynaklığı ettiğini belirtmiştir.

Nietzsche, bu sanatçılar için dönemin değer yargılarından kurtuluşa ve yeni sorgulama biçimlerinin oluşturulmasına kaynaklık etmiştir.

Fovların sergisiyle aynı yılda, 1905’te Dresden’de kurulan ‘Die Brücke’ (Köprü) grubunun sanatçıları ise daha devrimci bir ruha sahiplerdi. Sanatçılar, “‘bütün devrim ve kaynaşma etkenleri’ni (Schmidt-Rottluff) cezbetmeyi ve ‘kendilerini yaratıcılığa zorlayan içgüdüyü doğrudan ve otantik olarak yeniden canlandıran’ (Kirchner) herkesi bir araya getirmeyi amaçlıyorlardı.”

‘İlerlemeye, sezgili ve yaratıcı bir yeni kuşağa inandığımız için bütün gençleri birleşmeye çağırıyoruz. Geleceğin kurucusu olan biz gençler, eski yerleşmiş güçlere karşı yaşama ve çalışma özgürlüğü istiyoruz. Doğrudan doğruya ve ikiyüzlülüğe kapılamadan içindeki yaratma gücünü duyan herkes aramıza katılabilir.’

Atölye çalışmaları sırasında sıklıkla yer değiştirerek çalışan Brücke üyeleri, bunun sonucu olarak ortaya çıkan hızlı biçim oluşturma kaygısı gütmüşlerdir. Bu yaklaşımın yansımaları, resimlerinde öncelikle kaba, ayrıntısız bir form anlayışının gelişmesine neden olmuştur. Resimlerinde dikkat çeken bir başka özellikte, mekanların perspektife büyük ölçüde yer verilmeden gösterilmesidir. Figürler deforme edilerek ve sadeleştirilerek betimlenmiştir.

Kirchner’in 1910 tarihli Model ile Birlikte Kendi Portresi, bu üslubun görülebileceği çalışmalardandır. Parlak ve şiddetli renklerin karşıt renklerle birlikte kullanıldığı bu çalışmasıyla Kirchner, yüzeyleri ayrıntılara girmeden kaba bir anlatımla oluşturmuştur.



Kirchner ve diğer Brücke grubu üyeleri sanatlarındaki Fransız Fovları’nın etkilerini çoğu kez reddetmişlerdir. Öyle ki, resimlerinde Matisse ve Derain etkisinden sıklıkla bahsedilen Kirchner, bu uğurda “bazı tablolarının tarihlerini değiştirmeyi göze alıp bunların, örnek almış olduğu Fransız ressamlarının tablolarından önce yapılmış olduğu izlenimini uyandırmaya çalışmıştır.”

Fovlar ve Brücke sanatçıları üzerindeki Van Gogh ve Gauguin etkisinden bahsedilebilir. Fovlar gibi Brücke sanatçılarının da kendileriyle Van Gogh ve Gauguin arasında benzerlikler ileri sürdülerse de onların sanatın resimsel niteliklerine verdikleri önem nedeniyle Fovlardan ayrıldıkları gözlenmektedir.,Fovlar, Gauguin’den rengin geniş ve hafif boyalı yüzeyler olarak kullanılmasını alıp, öncelikle süslemeye yönelik bir sanat anlayışıyla ilgilenirken; Kirchner ve arkadaşları, anlıksal güçlerin önemini saptamaya ve salt biçimle ilgilenmemeye çalıştılar. Doğanın derin varlığını abartmaya çalıştılar.”

Yaz aylarını Moritzburg Göller Bölgesi’nde geçiren Brücke sanatçıları, doğanın bu derin varlığını, boğucu kent yaşamından uzaklaşarak, insanla doğa arasında bir bütünlüğün olduğu, “uygarlığın zorlamalarından kurtulmuş bir yaşam düşü içinde yaşıyorlardı; başka bir deyişle kapılarının dibindeki Gauguin Tahiti’siydi burası.”

ERNST LUDWİG KİRCHNER

(6 Mayıs 1880 – 15 Haziran 1938), Alman dışavurumcu ressam ve grafiker. Ernst Ludwig Kirchner, Almanya'nın Aschaffenburg kentinde dünyaya geldi. 1901 yılında, Dresden de bir teknik üniversite olan Königliche Technische Hochschule'a başladı. Bu enstitüde mimarlık eğitimi alan sanatçı, mimarlıkla ilgili olmayan konularda da dersler aldı. Örneğin serbest resim, perspektif çizme, sanat tarihi gibi konularda okulda çalışma fırsatı buldu. Okuldaki birinci döneminde Fritz Bleyl ile tanışıp yakın arkadaş oldu. Birlikte sanat hakkında uzun tartışmalara girişen iki arkadaş ortak bir radikal bakış geliştirdiler. Ressam, 1903-1904 yıllarında çalışmalarına Münih'te devam etti. 1905'te Dresden'e dönerek okulunu bitirdi.

1911 yılının Ekim ayında Berlin’e taşınan Kirchner, burada Max Pechstein ile birlikte MUIM Enstitüsünü (Modern Resim Dersleri) kurdu. Aynı yıl içinde tanıştığı Erna Schilling, sonradan hayat arkadaşı oldu. Kirchner’in kaleme aldığı Chronik der Brücke (Küprü’nün Kroniği) adlı yazı 1913’te önce kavga etmelerine, ardından da topluluğun dağılmasına yol açtı.

Metropol yaşam Berlin’de Kirchner’in belli başlı konusu haline geldi. Bir taraftan kent manzaralarına yer verirken, diğer taraftan tümüyle insanları göstermeye yoğunlaşarak çevre mimarisini dikkate almaksızın sokak sahneleri çiziyordu. (Örn. Berliner Strassenszene (Berlin Sokak Sahnesi, 1913; Frauen aufder der Strasse (Sokakta Kadınlar, 1915 gibi).






1911’de berlin’e giden sanatçı büyük metropolün hareketli yaşamı karşısındaki şaşkınlığını ve hayranlığını ifade eder.Ama aynı zamanda onun eksikliklerini ve kusurlarını,sahteliklerini ve İkiyüzlülüklerini de ortaya koyar. Göz alıcı lüks giysiler içindeki hanımefendiler,aslında fahişelerdir.;yüzlerindeki ağır makyaj yaşamlarının ahlaki sefaletini gizlemektedir.

Kirchner,Birinci dünya savaşının patlamasıyla asker olur,ancak askeri disipline alışamaz.sağlığı yerinde olmadığı için hastaneye yatırılır.sonra ,1917’de İsviçre de Davos’a sığınmayı başarır.

1931’de Berlin Güzel sanatlar Akademisi’nin üyeliğine atandığı ve iki yıl sonra,Essen’deki Folkwang Museum’un dekorasyonuna katılmaya çağrıldığı zaman,kendi yurdunda resim yapmaya dönebiliceğini düşler.Ancak iktidarda ki Naziler onu ‘yoz sanat’ yapmakla suçlar ve her türlü görevine son verirler.bu olaydan çok kırılan ve ruhsal çöküntüye sürüklenen Kirchner 15 Haziran 1938’de intihar eder.

EDWARD MUNCH

Askeri bir doktorun oğlu olarak Loten/Hedmark’da dünyaya gelen Munch, Oslo’da büyüdü.

Annesi 1869’da tüberkülozdan ölünce, teyzelerinden biri Edvard’ı ve dört kardeşini büyüttü .

Munch 16 yaşında Oslo Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’ne kaydını yaptırdıysa da, bir yıl sonra ressam olmak düşüyle mühendislik eğitimini bıraktı.

1886’da Güz Salonunda Das kranke Kind (Hasta Çocuk, 1885/86) adlı tablosunu sergileyince bir kızgınlık dalgasıyla karşı karşıya kaldı. Munch bu tablosunda 15 yaşındaki kız kardeşinin tüberkülozdan ölümünü işlemişti. .Munch renkleri (boyaları) tuale bir kaç kat sürerek birbirlerinin içinde erimelerini sağladı.

Bu resim Munch’ın bir gezi sonrasında başından geçenlere dayanmaktadır. “Güneş tam batmak üzereydi - bulutlar kan kırmızısına boyandılar. Ve bunların hepsini doğanın içinden gelen bir çığlık gibi duyumsadım.” Yaşam Frizi’nin sivrilen diğer yapıtları arasında Angst (Korku, 1894), Eıfer sucht (Kıskançlık, 1895) ve Verzwe iflung (Çaresizlik, 1989) bulunmaktadır.



1908 yılında bir sinir krizi geçiren Munch, sekiz aydan fazla bir akıl hastanesinde kaldı.

80 yaşında Ekely’de öldü.

JAMES ENSOR

Ressam ve oymabaskı ustası. Yapıtlarındaki garip fanteziler ve alaycı toplumsal yorumlarla tanınmıştır. Dışavurumcular ve gerçeküstücüler üzerinde belirgin bir etkisi olmuştur.

Dışavurumcu sanatçıların etkilendiği sanatçılardan biri olan James Ensor, “belirli bir akım ya da tarz içinde değerlendirilemeyecek yapıtlar üretmişti. Mantığın, sanatın düşmanı olduğuna inanan Ensor, grotesk figürler, iskeletler, maskeler ve soytarılarla örülü bir imgeler dünyası yaratarak, yaşamı korkunç bir karnaval olarak betimlediği resimleriyle tanınmıştır



OSKAR KOKOSHKA

Tuna kıyısında Pöchlarn’da Çekoslovakyalı bir kuyumcunun Oğlu olarak dünyaya gözlerini açan Kokoschka, Viyana’da büyüdü. Resim yeteneğini gören öğretmenlerinden biri, 18 yaşındaki gence Viyana Uygulamalı Sanat Okulunda bir burs sağladı.

Der Sturm (Fırtına), figürlerinde psikolojik özelikleri ustalıkla ele alan, bu nedenle de portreleriyle dışavurumcu sanat içinde öne çıkan Oscar Kokoschka’nın tanınmasını sağlamıştı ve

“Kimileri Kokoschka’nın ‘gözlerinde röntgen ışınları’ olduğunu ve ruh çözümleyici sezgileri bulunduğunu söylüyordu.



Der Blaue Reiter”(MAVİ SÜVARİ)

WASSİLY KANDİNSKY öncülüğünde Münih’te kurulan Der Blaue Reiter (Mavi Atlı) topluluğu, akımın soyut kanadını oluşturur.



Moskova’da hukuk öğrenimi görürken sanata olan ilgilisi nedeniyle Münih’e gelen Kandinsky, eşi Gabriele Münter ile birlikte kurucularından olduğu ‘Münih Yeni Sanatçılar Birliği’nden, sanatındaki soyut eğilimleri nedeniyle tepkiler alınca ayrılmıştır. Sanatçının bu dönem çalışmaları üç grup altında incelenebilir; “izlenimler (sanatçıya göre ‘dışsal nitelikli’ izlenimleri yansıtıyordu), Doğaçlamalar (‘içsel nitelikli’ izlenimleri) ve Kompozisyonlar’ında bir yandan azıcıkta olsa resmin figüratif özelliğini korumuş, bir yandan da biçimleri ve renkleri kendi doğalarına özgü etkilerle yüklemişti.” (Wolf, 2004, 52) Kandinsky, “doğal forma ya da temsile başvurmadan, renk ve çizgi arasında ses ve temponun dili gibi yalnız başına durabilecek ortak bir dil” bulma arayışında idi.

Kandinsky, 1911 yılında, Gabriele Münter ve onlarla aynı zamanda ‘Yeni Sanatçılar Birliği’nden ayrılan Franz Marc ile birlikte Alexey von Jawlensky, August Macke ve Paul Klee gibi sanatçılarla ‘Der Blaue Reiter’ (Mavi Atlı) topluluğunu kurmuştur.

Blaue Reiter sanatçıları, bakış açılarını, 1912 yılında bir sayı yayımlanabilen bir yıllık aracılığıyla ortaya koymuştur. Der Blaue Reiter yıllığı, “Rönesans-sonrası Batı sanatı dışında, her ülke ve çağdan resim, müzik, tiyatro alanlarını kapsayan ve sanat yapıtlarının illüstrasyonlarını sunan bir ‘topyekün sanat yapıtı’ idi.”

Kandinsky yıllık için sulu boya kapak tasarımları yapmıştı.

Kandinsky yıllar sonra, “ikimizde maviyi seviyorduk; Marc atları, ben de binicileri…Adı da böyle ortaya çıktı” (Wolf, 2004, 19) diye açıklamıştır. Yıllığında önceliklerini duyuran Der Blaue Reiter’in Die Brücke topluluğu ile belirgin ayrılıkları vardır.



Alman Dışavurumculuğunun iki büyük eğilimi; Die Brucke ve Der Blaue Reiter hareketleri, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, 1945-1950’lerde, Karrel Appel, Asger Jorn, Corneille, Pierre Alechinsky, Jean Atlan gibi sanatçıların Paris’te oluşturdukları Cobra Gurubu, Willem De Kooning, Barnett Newman, Jackson Pollock, Franz Kline, Robert Motherwell, Clyfford Stil, Mark Rothko’nun benimsediği Amerika’da gelişen Soyut Dışavurumculuk ve 1970-1980’lerde Georg Baselitz, Anselm Kiefer, Jean-Michel Basquiat, Francesco Clemente, David Salle gibi sanatçılarla Yeni Dışavurumculuk gibi özünde dışavurumcu eğilimler taşıyan akımlar üzerinde etkili olmuşlardır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
FOVİZM-DIŞAVURUMCULUK
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» soyut dışavurumculuk

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
GAZİ'DE İLKYAZ :: DERS NOTLARI :: TEMEL SANAT KÜLTÜRÜ-
Buraya geçin: