GAZİ'DE İLKYAZ

Bu site Atilla İlkyaz'ın ''Gazi Üniversitesi - Mesleki Resim Yüksek Lisans Öğrencileri'' tarafından kurulmuştur, bir İLK'dir...
 
AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Şimdi Haberler Sergisi İçin 2 Farklı Analiz

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Funda Oruç
Admin


Kadın
Mesaj Sayısı : 70
Yaş : 32
Kayıt tarihi : 05/03/07

MesajKonu: Şimdi Haberler Sergisi İçin 2 Farklı Analiz   12/3/2007, 05:21

İstanbul Fuarları Art-İst 2001- 11.İstanbul Sanat Fuarı kapsamında düzenlenen Tüyap Sanat Eleştirmeni Yarışması seçici kurulu, Serdar Aydın’ın, Ressam Atilla İlkyaz’ın çalışmalarını incelediği “Gölgeler Kentinde Yitik Bir Ben İçin Adlandırma Denemesi :“. . .Şimdi Haberler” adlı yazısını Sanat Eleştirmeni Ödülü ile Sanat Galericileri Derneği Özel Başarı Ödülü’ne değer buldu. (08 EKİM 2001)

[color:66a1=yellow:66a1]GÖLGELER KENTİNDE YİTİK BİR BEN İÇİN ADLANDIRMA DENEMESİ :

“. . .ŞİMDİ HABERLER”


“Çünkü çok hikmette çok keder var; ve bilgi artıran dert arttırır.” *(1)
“Hayat o denli utanmaz ki, ancak bir domuz ondan zevk alabilir.” *(2)

60’lardan sonra gelişen sanat akımları, sanat nesnesi ile ilgi içerisinde bulunan öznenin konumunu kökten değiştirdi. Bu süreçte, sanatın ne olduğu, ne olmadığı üzerine sorulan sorular, sanat nesnesini alımlamaya / algılamaya “aday” öznenin niteliklerini de çeşitlendirdi. “Kavramsal sanat” başta olmak üzere, gelişen akımlar, alımlayıcı özneden çeşitli donanımlara sahip olmasını önsel (apriori) olarak istedi. Genel anlamıyla “edilgin” olan alımlayıcı özne, sanatsal üretimde etkin olarak yer almaya başladı. Bu durum, sanatsal üretimi, sanat ürününü ve ürünün formunu, sunuluş şeklini vb. nitelikleri gerek kuramsal gerek kılgısal açıdan farklılaştırdı. Sonuçta, güncel sanatı algılayabilmek için, hazcı yaklaşımın dışına çıkmak; çeşitli alanlardan bilgi birikimine, kavramlara ve kavram açılımlarına sahip olmak bir gereklilik haline geldi. Bu anlamda, eğretileme (metaphor) ve düzdeğişmecenin (metanomy) önemli kavramlar olduğunu düşünüyorum.


Bir düşünüş biçimi olan eğretileme ve düzdeğişmece, uygulamadaki çeşitlilikleri ve nitelikleriyle, güncel sanatı kavramada verimli iki kavramdır. Birbiriyle ilişkisi olan ya da olmayan iki sözcüğün bir bağlam içerisinde çakıştırılması ile oluşuyor “eğretileme”. Asıl ile suret, ya da resmi yapılan ile resim arasındaki “yerine geçme” ilişkisi, hem eğretilemenin hem de resim sanatının temel niteliklerinden. “Parça-bütün” ya da “neden-sonuç” ilişkisi de hem düzdeğişmecenin hem de resim sanatının önemli bileşenlerinden. Venedik ressamlarından Rönesans resimlerine, Kübizmden Video Sanatına değin, plastik sanatların her aşamasında eğretileme ve düzdeğişmecenin niteliklerinden yararlanarak ilginç çözümlemeler yapmak olanaklı. Buradan hareketle, eğretilemenin ve düzdeğişmecenin (başta plastik sanatlar olmak üzere) diğer sanat alanlarındaki karşılıklarını bulabilmek için kavramsal açımlama yapılması, yeni kavram ve terimlerin üretilmesi bir zorunluluk. Sözgelimi, plastik sanatlarda “plastik eğretileme(*)” veya “plastik düzdeğişmece” gibi işlevsel terimler üretilebilir. Ancak, bu tanımlamaların niteliksel anlamda çoğaltılması da gerekir: Uzamsal eğretileme / uzamsal düzdeğişmece, hacimsel eğretileme / hacimsel düzdeğişmece, renksel eğretileme / renksel düzdeğişmece vb. tanımlamalar, çözümlemeye (*) André Lhote bir yazısında “plastik metafor” terimini kullanıp ilginç görüşler öne sürüyor. (Bknz: Andre Lhote, Sanatta Değişmeyen Plastik Değerler, s.57 , Çeviren:Kaya Özsezgin) ilişkin düşünce üretimini artırmaya olanak sağlar. Böylesi bir çaba ise karşı karşıya kalıp algılamaya çalıştığımız sanatsal nesneyi anlamlandırma uğraşımızda en büyük yardımcımız olacaktır.

Ve “...Şimdi Haberler”

Atilla İlkyaz, dokuzuncu kişisel sergisinde oldukça ilginç işleriyle çıktı, alımlayıcılarının karşısına. Gazete kesikleri, kupürler vb. malzemelerin büyütülerek çoğaltılması ile elde edilen “altlıklar” üzerine kendine özgü çizgisel simgelerini yerleştiren Atilla İlkyaz, resim serüveninin belki de en önemli sergilerinden birini gerçekleştirdi. Bildik ya da tekdüze resimsel öğelerin hiç kullanılmadığı ya da çok az kullanıldığı bu sergide, odak noktasının kavramsal düzeyde örgütlendiği söylenebilir.

Marchel Duchamp’ın pisuarından, ya da Andy Warhol’un sıralanmış çorba kutularından bu yana sanat nesnesinin ne olduğu tartışılmakta. Bu tartışma, o bir türlü tanıma gelmeyen “Güzel nedir?” sorusuyla koşut olarak varlığını sürdürüyor. Bir pisuarın sergi salonunda kendine yer bulması, sanatın ve sanat yapıtının tanım alanında çeşitli sarsıntılara yol açarak, sorunun nesnenin değeriyle değil, bağlamsal nitelikleriyle ilgili olduğunu ortaya çıkardı. Eğer bir pisuar, ya da hazır çorba kutuları “sanat yapıtı” olarak kabul edilecekse, “sanat yapıtı olmayan”ın tanımlanması da bir gereklilik haline gelmiş demektir. Bu yöndeki düşünceler 60’lardan sonra gelişen kavramsal sanat tartışmalarıyla alanını genişletirken, algı sınırının düşünce eşiği ile olan ilişkisi önem kazandı. Bu durum, kimin bir pisuarı sanat yapıtı olarak alıp evinin en değerli köşesine yerleştireceği tartışmasını başlattı. Bütün bu gelişmelere verilecek yanıtların oluşturacağı bağlam, esasen algılayıcı öznenin kişisel nitelikleriyle doğrudan ilişkilidir.

İşte Atilla İlkyaz “...Şimdi Haberler”de böylesi bir algı düzlemi oluşturuyor. Bu oluşum, başta Atilla İlkyaz olmak üzere, sergi salona giren herkesi bütünüyle saltık bir hesaplaşmanın odağına çekiyor. En başta “ressam”ın kendisi, altlık olarak kullandığı görüntülerle hesaplaşıyor. Bu hesaplaşmanın özeti, görüntüler üzerine işlenen, dökülen, çizilen kişisel imlerde varlık buluyor. İlkyaz, resimlerinde kendine özgü bu simge dilini sıkça kullanıyor. Simgelerinin kendine içkin alfabe karşılıkları da var. Ve sergiyi izleyen herkes bu imlerle hesaplaşmak gereksinimi duyuyor.

Böylesi bir sergide karşımıza çıkan işlerin tanımının nasıl yapılacağı ayrı bir sorunsal. Resim mi fotoğraf mı olduğu “anlaşılmayan”, ama bu anlaşılmazlığı içerisinde belirli bir forma sahip olan, sıralı bir düzen içeren ve bir “uzay” oluşturan çalışmalar, algı yolunun çetinliğinin kanıtı. Alımlayıcılar olarak, “...Şimdi Haberler”in karşısında nasıl bir tavır takınacağımız tam bir açmaz. Bilindik sergi gezicileri, bir tablonun karşına geçip “güzel’e olan tutkularıyla” iç geçirmeyi bir erdem sandıklarından bu sergide bir hayli zorlanacaklar. Karşısında durup iç geçireceğiniz türden bir çalışması yok çünkü İlkyaz’ın. İşler karşısında belki çığlık atabilirsiniz. (Ki bu da pek olanaklı değil.) Daha çok bir iç burkulması ya da suskunluk yaşanıyor. Bu suskunluğun birincil nedeni, sergi salonunda yer alan birden çok varlık tabakasından kaynaklanmakta. İlkyaz, birden çok varlık tabakasını bütünleştirip geçişimli bir ilişkiyi plastik olarak tanımlıyor. Bu tanımlamanın önemli öğelerinden biri de sergileme boyunca seslendirilen müzik. Genç besteci Onur Özmen tarafından bu sergi için bestelenmiş özgün müzik, sergi salonunda bulunduğunuz sürece ve sonrasında etkisini sürdürüyor. Böylelikle alımlayıcıların tümel bir olguyla yüzleşmesi sağlanıyor. Reel olandan (fotoğraflar) simgesel olana atlayan sunuş tarzı, ikircikli bir durum oluşturuyor. Yüzeyde görünenlerin dışında, görünmeyenin ya da simgelerle görünür kılınanın karşılığı eni konu tartışmalı. Bu tartışma, reel ile simgesel arasındaki geçişimin ressamın simgeleriyle gerçekleşmesinden kaynaklanıyor. Yüzey yapı derin yapıyı simgesel bir perde ile gizlemekte. Bu perdenin açılması, varlıkbilimsel bir işlem gerektiriyor.

Birbiriyle geçişim içerisinde bulunan çoklu yapının bir başka karşılığı da “varoluşsal bağlam”. Fotoğraflardaki reel olan, imlerdeki simgesel olanla ancak varoluşsal bir düzlemde ilişkilenebilir gibi geliyor bana. Zaten bu serginin ya da İlkyaz’ın beş yüz işinin oluşma gerekçesi de sanırım böyle bir kaygının sonucu. Herhangi bir çalışmanın karşısında durup, gördüğünüz “şeyi” algılamaya çalıştığınızda üç olgu sizi karşılamakta: Birincisi altlık olarak kullanılan fotoğraf, ikincisi ressama ait çok çeşitli imler ve Onur Özmen’in müziği. Bu üçlü varlık tabakasını deşifre etmenin gerekliliği, serginin bir “resim sergisi” mi, yoksa kavramsal bir kuşatma mı olduğu sorusu üzerinde odaklanıyor.

Odağı hayatın negatif ya da pozitif sonsuzuna ayarlanmış bir bağlamda oluşan varlıksal bir eğretilemenin katmanlarında karşılaştığınız her iş, sonsuz yalnızlığınızı ve çaresizliğinizi duyumsatıyor. Başka bir anlatımla, Atilla İlkyaz’ın bu sergisi, her anlamıyla varlıksal bir eğretileme olarak adlandırılabilir. Eğretilemenin uzamsal boyutu (sergilenen on altı iş olduğu halde, yaklaşık beş yüz benzer nitelikte çalışma olduğu göz önüne alınırsa) bütün bir hayatı içerisine alırken, anlamsal boyut alımlama eşiğinize bağlı. Asıl ile suret, resim ile resmedilen, gerçek ile simge arasındaki “yerine geçme” ilişkisi kaotik bir olgu. Eğretilemenin döllendiği ve kendini izleyiciye rağmen var kıldığı alan, plastik olanın sınırlarını zorlamakta. Bir iletişim modeli ile karşı karşıya kalmış olmanın iç sıkıntısı egemen. Nasıl algılayacak, iletişimi kiminle ve nasıl kuracaksınız? Bir iletişim olanağı var mı? Yoksa her şey, kaçınılmaz bir iletişimsizliğin ulağı mı?

Karşı karşıya kaldığınız her çalışma, ikili varlık tabakasıyla bu gerilimi yaratıyor. Altlığı oluşturan kupürler ve bu kupürlerin fotokopi ile çoğaltılıp büyütülmesi, bir yönüyle Andy Warhol’un “M.M” portrelerini anımsatıp, o portrelerin bütünlüklü kavramsal gücünü bugüne taşımakta. Bir yandan da W.Benjamin’in “Tekniğin Olanaklarıyla Yeniden Üretilebildiği Çağda Sanat Yapıtı” adlı makalesini anıştırıyor.

Acaba karşı karşıya olduğumuz “şey”, hayatın bir röprodüksiyonu mu? Ya da bütünlüklü bir insanlık tarihi retrospektifi mi? Ne yanıt verilirse verilsin, sorun, temsil etme olgusunda odaklanıyor. Bir simgenin, ya da bir yönüyle simgesel / imgesel bir varlık olan sanat yapıtının temsil etme niteliği ne? Neyi temsil ediyor, Atilla İlkyaz’ın “...Şimdi Haberler”i?

Altlık olan kupürlerin üstünde birer hayalet gibi uçuşan, konuşan, öpüşen simgeler: postlar, yatık başlar ve diğerleri... Temsiliyetin figüratif karşılığı, tam anlamıyla kaotik bir döngüye eviriliyor. Temsil edilen ve karşısında çoğu zaman edilginlik içerisinde kaldığımız şey, hayatın ta kendisi. Ne fazla ne eksik. Bu hayatın içerisinde olan ve “gören” bir gözün, duyarlı bir ben’in, yaşadığı her şeyi simgelerle örerek karşımıza çıkardığı kurmaca bir hayat! Hayatın kurmaca hali, tasarımın başat öğesi. Ancak, önemli bir farkla: Buradaki kurmaca saltık mimetik bir nitelik taşımıyor. Aksine, taklit etmekten çok temsil ediyor ve bu temsiliyeti gerçekleştirirken de iki uzayın, iki dünyanın, iki bağlamın sınırlarını zorluyor. Bir katharsis söz konusu değil. Belki de arınmanın olanaksızlığını belirleyen, daha çok “arınamamayı” tanımlayan negatif bir katharsisten söz edilebilir. Arınamayacak olmanın tüm gerçekliği ile negatif bir katharsis... Gerçek ile düş, varlık ile yokluk, olan ile olunan ve daha birçok ikili karşıtlıkla ya da benzerlikle geliştirilebilecek kurmaca bir hayat sureti... Bir yandan da suretin tersinen varlığı. Mutlak bir “bunaltı” duygusu yaratan, negatif katharsisin karşı konmaz çekiminde varlıksal bir savruluş. İletişim kurmaya çalıştığımız temsili yapı, içinden çıktığı aslı inkara ve redde yelteniyor. Çünkü tümel bir yanlışlık söz konusu. Belki de “yanlış bilincin” derin sularında boğulmamak için gösterilen bir çaba. Resim sergilerinin tüm bilindik verilirine saldırıyor İlkyaz. Dahası sado-mazoşist bir cüretle “haddini” aşıyor.

Ey “sanat sevicileri”, bu “sergiden” bir tek “resim” satın alamayacaksınız. Evinizin salonuna asıp karşısında kendinizi tatmin edebileceğiniz, konuklarınıza gösterip eğlenebileceğiniz “resim” yok burada. Çünkü resimlerin altında “imza” yok. İmzasız bu “resimleri” mülkiyetinize almanız, sahip olmanız olanaklı değil. Ne yazık ki milyonlarınız, milyarlarınız bu sergi salonunda geçersiz. Çünkü hiçbir “resmin” fiyatı da yok! Atilla İlkyaz, bir “delilik” ederek “resimlerini satmayı” amaçlamamış, imza ve fiyat koymamış hiçbir “resme”. Satılacak ya da alınacak bir “şey” yok ortada. Bu durum çok önemli. Fiyatı olmayan bir nesne, doğal olarak pazarın dışında kalır. Bu ise, anamalcı düzeneğin sindiremeyeceği bir çılgınlıktır. Fiyatı olmayan, satılamayacak, pazarlanamayacak ve bu anlamda da sistemin safra diye dışarı atacağı kesin olan bu çalışmalar, sosyopolitik bir bakış açısıyla farklı bir bağlamda yorumlanabilir. Ama esas olan, sanatçının içinde yaşadığı, yaşamak zorunda olduğu hayata karşı bu tür bir eylemi, kavramsal ve plastik öğelerle örgütlemesidir. Bu noktada da, bir resim sergisinde miyiz, sorusuna verilecek yanıt ne olacaktır?

Yoksa “resim” olmayanın kendini var etmeye çalıştığı bir döngü mü, karşılaştığımız “şey”? Cezmi Orhan

Asıl ile suret, parça ile bütün, neden ile sonuç ilişkileri, (plastik bağlamın ötesinde) eğretileme ve düzdeğişmecenin olanaklarıyla yeni, belki de çok eski bir anlam evreni mi yaratmakta? Sömürünün, kanın, vahşetin, dehşetin, ölümün, öldürmelerin olduğu, yine de içinde yaşanılmak zorunda kalınan o bildik dünyamızın ve “yanlış hayatların” doğru yaşanması gerektiğine duyulan inancın, yani yaşıyor olmanın gündelik şiddeti mi sergilenen?

Mutlak ve saltık anlamıyla, hayatın ve yaşananın pornografik bir sunuşu mu?

Gölgeler kentinde yitik bir ben’in, kendini kendi kendine adlandırma denemesi mi ?

Sorular sonsuzca çoğaltılabilir. Ama kesin olan şu: Kaçacak, saklanacak, korunacak delik yok. Gözlerinizi sonsuza değin yumsanız da göreceksiniz!

Başlıyor, otuz iki kısım tekmili birden, büyük insanlık komedyası; sadece üç gösterim için:

“. . .ŞİMDİ HABERLER...”

Serdar AYDIN
Nisan 2001, Ankara


*(1) Eski Ahit, Vaiz, Bap 1, 18
*(2) Auguste Strindberg, Gizli Günlük, s.67, (Türkçesi: Işıl Türkşen)

NOT : Resimleri büyük boy görmek için üzerine tıklayın


En son tarafından 12/3/2007, 23:27 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Funda Oruç
Admin


Kadın
Mesaj Sayısı : 70
Yaş : 32
Kayıt tarihi : 05/03/07

MesajKonu: Geri: Şimdi Haberler Sergisi İçin 2 Farklı Analiz   12/3/2007, 05:25

SANATTA ORİJİNALİTENİN YENİ BİR KIRILMA NOKTASI VE “…Şimdi Haberler” *

Özgünlük (orijinalite)Dada'dan günümüze sık sık anlamsal değişime uğrayan bir kavramdır.

İlk ve önemli kırılmay1 Marcel Duchamp'dan alan özgünlük, ikinci kırılmayı Andy Warhol'la derinleştirmiştir.

Bu yazıda amaç, O2/04/2000 'de Atilla İlkyaz’ın Karaca Sanat Galerisi'nde gerçekleştirilen “…Şimdi Haberler” sergjsi doğrultusunda özgünlük sorunsalı üzerinde durmaktır.

Günümüz sanatçısı, disiplinlerarası argümanların,neredeyse hepsine açık davranmakta ve sanatın ontolojik alanını daha geniş ve anlamlı kullanma eğilimi göstermektedir.

Hem disiplinler arası hiyerarşiyi ortadan kaldırma noktasında isabetli çıkışlar yapmış olmakta hem de, “yapıtlar arası estetik paraboliteyi düzleştirmekle” estetik değer yargısını; tek yapıt, tek sergi, tek tema ve bir kavram üzerine içkinleştirmektedir. (Bu durum modernizmin kalbindeki hançeri devindirmektir.)

Günümüz sanatı öyle bir dönem yaşamaktadır ki; homojen bellek, tutarlılık, prestij ve usluplaşma gibi kaygılar anlamını yitirmiştir. Yani hiç kimse bir tane değildir. Her sanatçı çoktur. Sanatsal tavrı bakımından, yaşamı boyunca bir ve tutarlı sanatçı görme arzusu, yalınkatlık ve yüzeyselliktir. Ve aynı zamanda da sakatlama ve kısırlaştırmadır.
Özgünlük gündemimize AtiIla İlkyaz'm “…Şimdi Haberler'” sergisiyle yeniden geldi denmişti.

Özgünlüğün anlamını bir kere daha kırma noktasında, bu tavır şu alanıda sorgulamamızı kaçınılmaz kılmaktadır (Akıl yargılar):
Dünya'da ve pek tabii buna koşut olarak ülkemizde de esen-estirilen rüzgarların; doğru ve zamanlı, yaratıcı ve yetkin oluşları itibariyle haklarını teslim etmek koşuluyla, yeni bir sığınak olarak ortaya çıkan, kimi küratör ve çevrelerce de,sanatın indirgendiği bir algılama alanı vardır ki; o da ilginç(ci)liktir.

İlginç(ci)lik sanatsal yaratıcılık bağlamındada hangi zemine oturtulacağı muğlak duran bir paradokstur. Dahası bu yaklaşımı biricikleştiren bilinç, çağın yaratıcı bireyinin, sanatı koyduğu ufkun, masum ve özgürlükçü fırsatlarınıda kuşkuya boğmaktadır.

Ve yaratıcı bireyin, sanatsal algılama alanını daraltarak, yararcı ve cemaatten olma adına, ilginç olan, ne yazik ki başka bjrşey olmayanı arama kaygısını pedagojikleştirmektedir.(Oysa sanatta ilginçlik, ilginçciliğe gereksinim duymayacak kadar çoktur.)

İlginç(ci)likden hareketle yapılan seçkilerde çoklukla, arkaplanı boş, dökümantasyon bilgisiyle ve yönlendirrneyle yapılan versiyonlar ve söz mecali olmayan düşün ürünleri(!?), gösterilmekte ve bu bir sığınak olarak korunmaktadır.

Hele buna birde özünde demokratik ve anti-hiyerarşik olan ancak sekter ve kamuflaja dönük bir tavırla,yeni egemen erkin oluşumunu besleyen: “Renk ve malzemeyi merkez almak yerine, düşünceyi merkez almaktayım” gibi, büyülü ve derinlikli özdeyişide kurunca, akan sular durmaktadır. Oysa bu yaklaşım ilginç(ci)lik gibi sığ bir açıdan ve dünya görmüş cemaat liderinin yönlendirmesiyle görülmez ise, hareket noktası olarak doğrudur. Ve sanat tarihi içinde milat olmuş çok büyük sanatçıların bu düzlemde adları sıralanabilir.

Bu çabaların ortaya çıkardığı ve gündemleştirdiği sanatçıların, sahiciliği de, kuşkuya mahal verecek durumdadır. Elbette ki sahiciliğe bir takdir makamı aramak doğru değil,ama yine de bu sığınakların dağıtılmasında hayır vardır.

İlginç/lik, Atilla İlkyaz'ın söz konusu sergisinde de var. Ancak izahın cümlesi bu değildir. Cümlenin anlamı “…Şimdi Haberler'' sergisinin özgün sanat yapıtı nedir? Ne olabilir? sorularını sormasıdır.

Elbetteki, ulaşılan her yeni katman sanat adına, yeni bir bilgi alanı da açmaktadır. Nicolai Hartman “Dünya bilgi üzerine kurulmuş değildir. Evren ve canlı doğa bilgi olmaksızında varlığını sürdünnektedirler; onların gereksinimleri yoktur, aynı şey tine sahip olmayan bilinç içinde geçerlidir” der.

Sanat nesnesinin yargılanması ve bilgi elde edilmesi, belki bizatihi sanat yapıtının sorunu değil ama onun bir bilgi kaynağı olarak kullanılmasını öngören öznenin sorunudur. Bu öznenin dış dünyayla ,bilinç düzeyindeki ilişkisidir.

Bu cümleden hareketle “…Şimdi haberler'' in teknik, prosesine ve ulaşılan sonuca bakmak gerekir: Gazetelerde yayımlanan, fotoğraflar birinci anlamı olan, haberin görsel dili olarak sanatçı tarafından belirlenen temsili form değildir. Onlar zaten birinci anlamıyla vardırlar. Ancak sanatçı için seçilen formlardır. Aynı zamanda, seçilen fotoğraflar, üzerine yapılan müdahalelerden sonra, sadece bağlamından koparılmakla kalmaz, resim-desen ikonlarıyla da, pisuar aura’ sından da ayrılır. Yeni bir paradigma kurar. Ayrıca da toplumsal belleğin zayıflığınında bir deşifrasyonu olarak, dramatik ve içacıtıcı bir spektrum oluşturur.

Pisuar aura’sı, pisuarın esas anlamından koparılışıdır. Ama orijinalitenin anlamına sıkı ve direkt bir müdahale değildir. Gazete küpürlerinin üzerine yapılan desenler ve fotokopi ile büyütülerek çok sayıda çoğaltılması ve sunuşta da işlerin imzayla sabitleştirilmemesi orijinal sanat yapıtına dolaysız bir saldırıdır.

Bu saldırı sanat eylemini genişletici niteliktedir. Aynı zamanda da, geleneksel özgünbaskı teknolojileriy1e, teknolojinin yeni olanakları arasında yeni bir kavgayı da kızıştırmaktadır.( Belki de orijinal orijinal olmayandır. )

Buna koşut olarak “Şimdi haberler” sergisi yeni özgün arayışlar esnasında, disiplinlerarası ortak dili de iyi bir düzeyde kullanmaktadır. Melezleşmiş (hybridization) bu dil, ortodoks sanat epistemolojisiyle, soluğunu yaşamdan alan epistemoloji arasında diyalektik bir ilişkilendirmedir.

Baştan sona umutsuz yada baştan sona önkoşullu varoluşun tutsağı olmaktansa, günahın kapılarını sık sık zorlamakta yarar vardır.
Çünkü sanatçı bulmak,iyisini bulmak ve daha iyisini bulmak ihtirasıyla, nesneler dünyasını arşınlamaktadır.

“…Şimdi Haberler” sergisinden bir işe sahip olmak, belki bugün için özgün bir yapıta sahip olmak değildir ama (Allan Kaprow vari ) bir Atilla İlkyaz düşüncesine sahip olmaktır.


*Cezmi Orhan Ankara, Nisan2001
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Şimdi Haberler Sergisi İçin 2 Farklı Analiz
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Sitemin Adresini Değiştirdim Fakat Şimdi Açamıyorum :/
» Sitemin İsmini Değiştirdim ve şimdi giremiyorum..
» Sol tarafta kayan haberler nasıl olcak
» otomatik kayan resim sergisi
» Forumumu kapatmıştım fakat şimdi tekrar açmak istiyorum.

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
GAZİ'DE İLKYAZ :: SANAT YAZILARI-
Buraya geçin: