GAZİ'DE İLKYAZ

Bu site Atilla İlkyaz'ın ''Gazi Üniversitesi - Mesleki Resim Yüksek Lisans Öğrencileri'' tarafından kurulmuştur, bir İLK'dir...
 
AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Sanat Tarihi (özet)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Funda Oruç
Admin


Kadın
Mesaj Sayısı : 70
Yaş : 32
Kayıt tarihi : 05/03/07

MesajKonu: Sanat Tarihi (özet)   12/3/2007, 05:42

Tarih öncesi çağlardan beri insanlar resme ilgi duymuş. Yontmataş dönemi duvar resimleri bunun en güzel örneği. Mağara insanlarından yüzlerce yıl sonra, Eski Mısır'da mezar odalarına yapılan resimler, ölümden sonra yaşamın devam ettiği inancına dayanılarak yapılmış, basit ve açık çizimlerdi. Firavun, rahip gibi önemli kişiler büyük figürler olarak çizilir, diğer insanlar yan yana sıkışık ve küçük çizilirdi. Katı kurallar yüzünden Eski Mısır'da resim sanatı binlerce yıl hiç değişikliğe uğramadan sürdü.

Eski Yunan'da sanatın çok gelişkin olduğunu, bu güne kadar gelen heykel, tapınak ve taş oymalarından da anlamak mümkün. Resim sanatından kalan az sayıdaki örnekler ve kaynaklardan elde edilen bilgiler, bu alanda da çok güzel örneklerin olduğunu gösteriyor. Resimlerde tanrı ve tanrıçalar, gündelik yaşam, efsaneler konu edilmiş. Eski yunan sanatının en parlak dönemi, Minos (İÖ 1600- 1150) ve Genç Miken ( 1400- 1100) uygarlıkları sırasında yaşanmış. Bu dönem resmine ilişkin en güzel örnekler kırmızı ve siyah ince figürlü vazolar.
Eski Roma'da resim sanatının ne kadar gelişmiş olduğu ancak 18. yy'da ortaya çıktı. Vezüv yanar dağının patlaması (İS 79) sonunda kalın lav tabakalarının altında kalan resimlerde, çeşitli insan figürleri, avcılar, balıkçılar, deniz ve doğa manzaraları, tarihsel olaylar ya da mitolojik olaylar ve destanlar konu edilmişti. Vazo ve duvar resimleri yanında kitap resimleri ve portreler de önemliydi.

Bizans sanatı, zengin kültür birikimiyle diğer sanat dallarında olduğu gibi resimde de önemli bir düzeydeydi. Ortaçağda en büyük kent olan başkent Konstantinopolis’teki saray ve kiliseler renkli cam ve taş kırıklarından yapılmış resimlerle süslüydü. Hıristiyanlığın benimsenmesinden sonraki yıllarda kutsal resimler (ikona) yapılmaya başlandı. Dinsel öyküler, okur yazarlığı olmayanlar için resimlerle anlatılmaya başlandı ve giderek sanatsal bir nitelik kazandı. Kilisenin baskıcı katı kurallarıyla belli bir dönem yerini haç simgesine bıraksa da, kilise denetiminin zayıfladığı dönemlerde mozaik resim çok çeşitli konularda ve daha gerçekçi olarak yapılmaya başlandı. Ayasofya ve Kariye Camisi’ndeki mozaikler İstanbul’da bulunan ve bu güne kalan en güzel örneklerden. Ortaçağ’da tüm sanat dallarında olduğu gibi resimde de bir gerileme yaşandı. Kitap resimleri ağırlık kazandı. Ama 15. ve 16. yüzyıllara sanatta, yeniden doğuş olarak bilinen Rönesans damgasını vurdu, İtalya’da Floransa’dan başlayarak diğer kentlere ve Avrupa’ya hızla yayıldı. Bu gelişmeler sanatta yeni üslupların, yeni yaklaşımların gelişmesine neden oldu.


Resimde Rönesans öncesi akımlar

Erken Hıristiyanlık Sanatı

Erken Hıristiyanlık Sanatı, Hıristiyanlığın henüz baskı altında olduğu ve yaygınlaşamadığı dönemlere ait. 600 yıl boyunca, özellikle İtalya ve Akdeniz bölgesinde gelişimini sürdürdü. Resim sanatının yanı sıra mimarlık, heykel ve bezeme sanatlarında da etkili oldu...

Bu akımın ilk örnekleri 2. yüzyıla ait. Özellikle, Roma katakomblarındaki duvar ve tavan resimlerinde... Katakomblar, bilindiği gibi, ilk Hıristiyanların özellikle eski Roma’da ölülerini saklamak için yaptıkları çok geniş ve büyük, içinde geçitler, koridorlar ve tapınma yerlerinin bulunduğu yer altı mezarları. Hıristiyanlığın yaygınlaşmasından sonra, yol gösterici nitelikteki resim ve mozaikler kilise duvarlarını süslemeye başladı...

Özellikleri:

• Geç Antik Çağ’ın sanat eserlerini andırıyordu.

• Putperest sanat yapıtlarıyla benzerlikler gösteriyordu. Ancak işlenen konular putperest yapıtlarından farklıydı.

• Estetik kaygı taşınmıyordu.

• İkonografik açıdan önemli bir sanattı.

• Simgeseldi. Örneğin, balık İsa’yı, ekmek ve şarap Komünyon’u ifade edebiliyordu.

• Hıristiyanlığın yaygınlaşmadığı ilk dönemlerde İsa’nın yaşamı, çektiği acılar ve çarmıha gerilmesi gibi konular işlenmiyordu.

• İlerleyen dönemlerde, Hıristiyanlığın yaygınlaşmasıyla birlikte İsa’nın yaşamı sık sık işlenmeye başlandı. Hz. İsa’nın mucizeleri sanatçıların en çok rağbet ettiği konuydu.

• Yine ilerleyen dönemlerde anlatım daha soyut ve yalın bir nitelik kazandı. Fiziksel güzellikten çok ruhsal duygulara önem verildi.

Romanesk Sanat

Ortaçağ Avrupa’sında resim, heykel ve özellikle mimarlık alanında etkili olan bir üslup. Roma, Karolaj, Ottolar Dönemi, Bizans ve yerel Germen sanatlarının sentezi olarak yorumlanıyor. Hemen hemen tüm Avrupa’ya yayılmış.

Özellikleri:
• Romanesk dönemde resim sanatının amacı kilise duvarlarını süslemekti.

• Resimlerde, dönemin din anlayışı, Kıtabı Mukaddes’te geçen olaylar ve azizlerin yaşamları gibi konular işleniyordu.

• Soyut bir düşünce sistemi hakimdi.

• 1075 - 1125 arasında Romanesk sanatın en üstün eserleri verildi.

• 12. yüzyıl ortalarından Gotik üslup hakim olmaya başladı.


Gotik Dönem

Batı ve Orta Avrupa’da resim, heykel, mimarlık ve müzik alanlarında etkili olan çok önemli bir sanat üslubu. 12. yüzyıl ortalarında başlayan Gotik dönem, kimi bölgelerde 16. yüzyıl ortalarına kadar sürdü. Romanesk üsluptan etkilenerek ortaya çıktı.

13. yy ortalarında vitray, kitap bezeme sanatı, Kuzey Avrupa pano resmi ve İtalya’da fresk resmi gelişim gösterdi.
Bu dönemde çok sayıda şehir sanat merkezi haline geldi. Bu şehirlerde sanatla uğraşan pek çok kişi olduğu için, hangi yapıtın, nerede, ne zaman ve kim tarafından yapıldığı kesin olarak belirlenemedi.

Gotik dönemin sonlarında, Avrupa’nın tamamına Uluslararası Gotik olarak adlandırılan bir üslup hakim oldu. Bu üslupta stilizasyon ön plandaydı. Soylu kişilerin yaşantıları, kır sahneleri gibi din dışı konular işleniyordu.

15. ve 16. yüzyılda Rönesans anlayışı ve dindışı anlatım yaygınlaştı. Bu Gotik dönemin sonuydu.

Özellikleri

• Gotik dönemde, gizemci ve hümanist (insancıl) bir düşünce sistemi hakimdi.

• Dini konular kadar dindışı konular da işlendi.

• Çocuk İsa ve Hz. İsa’nın çektiği acılar sıklıkla işlenen konular oldu. Dinsel ve dindışı alanlarda güzellik ve doğanın çeşitliliği konularına kişisel yorumlar getirildi.

• 15. yüzyılda doğalcılık Flaman resmiyle çıkış yaptı. Bu çıkış, gotik resmin belirleyici özelliği oldu.
Önemli Temsilcileri : Giotto, Duccio, Hubert ve Jan van Eyck, Hugo van der Goes, Rogier van der Weyden.


Rönesans ve yeni arayışlar

Rönesans Sanatı


Avrupa’da 14. yüzyılın sonuyla 15. ve 16. yüzyılı kapsayan bir bilim ve sanat dönemi. Ortaçağ’dan sonra, hümanizmin etkisiyle ortaya çıkan Rönesans dönemi, eski Yunan ve Roma kültürünü canlandırmayı amaçladı.

Rönesans, “yeniden doğuş” anlamına geliyor. O dönemde, anlamına uygun olarak, bilim alanında, sanat alanında çok önemli gelişmeler yaşandı. Dinsel bağnazlıklar yerini, yeni ve gerçekçi düşüncelere bıraktı. İdeal güzellik kavramı ortaya çıktı. İnsan ideal güzellik kavramı içinde ve ideal boyutlarda işlendi.

Özellikleri:

Erken Rönesans Dönemi:


• Tek kaçma noktalı perspektif ilk kez uygulandı.

• Sanatçılar, içerikten çok biçimle ilgilendiler.

• Figürün kompozisyon içindeki yeri önem kazandı.

• Sanat, yeniliklere açıldı.

• İnsanın anatomik yapısını inceleyerek, doğru tasvir etmeyi amaçlayan Leonardo da Vinci, döneme damgasını vuran isimdi. Özellikle “Son Akşam Yemeği” tablosu...

Temsilcileri: Leonardo da Vinci, Masaccio, Fra Angelico, Belliniler dönemin önemli sanatçılarıydı.

Yüksek Rönesans Dönemi:

• 15. yüzyılda resimde uyum ve dengenin sağlanması ve harekete yer verilmesi önem kazandı.

• Çizgisel perspektif geliştirildi.


Kuralların tartışıldığı ve yıkıldığı yüzyıl

Gerçekçilik / Realizm


19. yüzyılın ikinci yarısında Fransa’da Romantizm’e karşı tepki olarak doğan sanat ve edebiyat akımı. Gerçekçiler, Klasik ve Romantik sanatı yapay buluyorlardı. Çağın gerçeklerine uygun eserler verebilmek, sanatın içeriğini soylularla sınırlamayıp “aşağı” sınıfların yaşamını yansıtmak amacıyla bu akımı yarattılar. Sosyalizme inanıyor, taş ve toprak işçilerinin, kırsal kesim insanlarının gündelik hayatlarını resimlerine konu ediyorlardı.

Realistler, toplumsal değişim için resmin, “devrimci bir uyaran” olabileceğine inanıyorlardı. Jean François Millet’in, toprak işçilerini yücelterek resmettiği tabloları bu inancı çok açık bir şekilde yansıtıyordu.

Özellikleri:

• Resimde soylu sınıf dışındaki toplumsal sınıflara da yer verdi.

• Gerçekler olduğu gibi, tüm çıplaklığıyla yansıtıldı. Sıradan insanların günlük yaşamından kesitler ayrıntılarıyla resmedildi.

• Doğayı gerçekliğiyle betimlemek amaçlandı.

Temsilcileri:Gustave Courbet “Sanatçının Atölyesi”, “Ornans’ta Cenaze”, “Taş Kıranlar”
Jean François Millet, Honore Daumierin


Doğalcılık / Natüralizm

19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında ortaya çıkan sanat ve edebiyat akımı. Natüralizm, o dönemdeki doğa bilimlerinin, pozitif bilimin deney ve gözlem yönteminden etkilendi. Özellikle Darwinci anlayışın güzel sanatlara yansıması olarak da düşünülebilir.
Nesnelerin olduğu gibi betimlenmesi anlayışı bu dönemde iyice önem kazandı.

John Constable (İngiliz manzara ressamı), sürekli değişim içinde olan doğanın, bu değişimle resmedilmesini savunuyordu. Constable, “doğanın ideal güzelliği” fikrini kabul etmiyordu. Manzara resminde doğalcılık Fransa’daki Barbizon Okulu ile ağırlık kazandı. Doğalcılık bir anlamda Gerçekçilik akımının pekiştirilmesiydi.

Özellikleri:

• Gerçekçiliğin zenginleştirilmesine neden oldu.

• Yeni konular ortaya çıkardı.

• Biçimi öne çıkarmak önemini kaybetti.

• Sanattan çok yaşama yakın olan bir anlatıma sahipti.

Temsilcileri:Jean-Baptiste Camille Corot, Alfred Sisley, Camille Pissaro, Claude Monet izlenimcilik öncesi yapıtlarında doğalcılığın izlerini taşırlar.


İzlenimcilik / Empresyonizm

19. yy sonları ile 20. yy başlarında Fransa’da etkili oldu. İzlenimciler, Romantikler ve Gerçekçilerin anlatım biçimlerinden farklı olarak, düşünce ya da görüntü olarak algılanan her şeyin insanda bıraktığı izlenimleri resmetmeyi seçtiler. Akademik eğitime sırt çevirdiler.

Bazı bilimsel kuramlar, rengin nesnenin bir parçası değil, nesneden yansıyan bir ışık olduğunu savunuyordu. Buradan yola çıkan İzlenimciler nesnenin bir parçası gibi görülen öz renginden uzaklaştılar ve nesneleri kendilerinde bıraktıkları izlenimlere göre resmettiler.
1860 sonlarında Claude Monet, resimde renk ve biçimi konudan daha ön plana çıkardı. Perspektif derinliği en aza indirerek, düz renk alanlar kullandı. Akıma ismini veren “İzlenim: Gündoğumu” adlı tabloyu yapan da Monet idi.

İzlenimcilikte, sanatçıyı sıradan olanın dışına çıkarabilecek “estetik duyarlılık” önem kazandı. Ancak estetik sınırlamasını aşma çabası aynı zamanda grubun dağılma nedeni oldu.

Özellikleri:

• Avrupa sanatını 200 yıl boyunca etkileyen akademik eğitimin sınırlayıcı tutumuna karşı bir duruş geliştirdiler.

• Aslına benzerlik, tarihsellik, duygusallık kabul gören değerler haline geldi.

• İzlenimciler, ışığa çok fazla önem verdiler. Renk nesneden yansıyan ışık anlamına geliyordu.

• Doğadaki rengi ve ışığı nesnel bir anlatımla tasvir etmeye çalıştılar.

• Hava koşulları, mesafe gibi nedenlerle nesnelerin doğa içinde aldığı farklı renkleri tespit etmeye ve tuvallerine geçirmeye çalıştılar.

Önemli Temsilcileri:Claude Monet, Camille Pissarro, Pierre Auguste Renoir, Alfred Sisley, Berthe Morisot, Armand Guillaumin, Jean-Frederic Bazille


Ard İzlenimcilik / Post Empresyonizm

Fransa’da, İzlenimciliğin kurallarına tepkiyle doğdu. Ard İzlenimciliğin temsilcileri olan sanatçılar, sanat yaşamlarına İzlenimcilikle başlamışlardı. Ancak bu akımın kimi sınırlamalarını aşmak ve resimlerine kişiselliklerini katmak istiyorlardı.

Zamanla kişisel anlatım resimlerine yansıdı. İzlenimciliğin canlı ve parlak renkleri yanında, gelenekselin dışına çıkan konu anlayışı da bu sanatçıları etkilemeyi sürdürdü.
Ard İzlenimcilik bir süre sonra yerini Fovizm ve Kübizm’e bıraktı.

Temsilcileri:Paul Cezanne, Georges Seurat (Zıt renkleri yan yana noktalar halinde koyarak Noktacılık tekniğini geliştirdi), Paul Gauguin, Vincent van Gogh, Henri de Toulouse-Lautrec


Fovizm

1898 - 1908 yılları arasında Fransa’da etkili olan dışavurumcu resim üslubu olarak nitelenir. Fovizmin yaratıcısı Henri Matisse’di. Mekanı, geleneksel yorum ve perspektifle değil, renklerin hareketliliğiyle yansıtmayı tercih etti.Saf ve parlak renkli boyalar, başka renklerle karıştırılmadan uygulanıyordu.
Bu isimi almalarında, resimlerinden yansıyan tepki ve şiddet önemli rol oynar. Eleştirmen Vauxalles, Paris’te Fovistlerin açtığı sergiyi gezerken ‘fovist’ sözcüğünü kullanır. Fransızca'da ‘fauve’, vahşi hayvan anlamına gelmektedir.

1908’de Paul Cezanne’ın temellerini attığı Kübizm sanatçıların o yöne doğru kaymasına yol açtı. Ancak, Matisse kalan sanat yaşamında fovizmi tek başına sürdürmeye devam etti. Bu aslında Fransız burjuvazisine ve toplumuna bir tepkiydi.

Özellikleri:

• Boyaların saf ve parlak kullanımı ile yaratılan patlama duygusu belirgindi.

• Duygusallık, şiddet ve tepkiyle birlikte fırtınalı bir biçimde hissediliyordur.

• Tıpkı İzlenimciler gibi doğayı doğrudan tasvir ettiler.

• Üç boyutlu mekanı geleneksel olarak yorumlamak yerine renklerin hareketiyle tanımlamak anlam kazandı.

Temsilcileri:Henri Matisse - “Şapkalı Kadın”, “Bayan Matisse’in Portresi” Andre Derain, Maurice de Vlaminck, Raoul Dufy, Georges Braque, Albert Marquet, Kees van Dongen, Henri Manguin, Charles Camoin, Jean Puy, Othon Friesz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Funda Oruç
Admin


Kadın
Mesaj Sayısı : 70
Yaş : 32
Kayıt tarihi : 05/03/07

MesajKonu: Geri: Sanat Tarihi (özet)   12/3/2007, 05:52

Ve 20. yüzyıl: Kuralsızlık tek kural

Dışavurumculuk / Ekspresyonizm


20. yy başlarında (1900 - 1935) İzlenimciliğe ve Doğalcılığa tepki olarak Almanya’da doğdu, Orta Avrupa’da gelişimini sürdürdü. Sanat ve edebiyat alanlarında etkili oldu. İnsanın iç dünyasını anlatmayı amaçlayan, anlatımcı bir akım.

Resimlerinde doğayı ve toplumu nesnel bir şekilde yansıtmak yerine öznel ya da içsel gerçeğin yansımasını istiyorlardı.
Dışavurumcular devlet, ataerkil aile, ordu, okul gibi toplumda otoritesiyle var olan kurumlara başkaldırdı. Toplum tarafından dışlanmış, yoksul, ezilmiş kişilerin yanında tavır aldılar. Dışavurumculuk, sanatçılara yeni bir düzen için misyon yüklemişti.

I. Dünya Savaşı’ndan sonra bazı dışavurumcu ressam ve şairler öldü. Bu tarihten sonra Dışavurumcu resim alanında pek bir ilerleme kaydedilemedi.

Temel Özellikleri:

• Resim bir ifade alanı olarak görüldü.

• Radikal bir yaklaşımla, taraf tutan, itham eden, söylemek istediklerini haykıran bir anlatımı vardı.

• Desenler, kendiliğinden ortaya çıkan tepkilerden oluşuyordu.

• Düşünceler ve mesaj öne çıkmıştı. • Sanayi çağının yarattığı sefalet, savaşlar konulara yansıtıldı.

• Resimlerinde ortak düşünceye dayanan bireysellik vardı.

• Kendinden emin, devrimci, üslup bilinci olan bir değerler sistemi oluştu ama bu değerler, nasyonal sosyalistler tarafından yerle bir edildi.

• Çizgi ve renk kullanımı konusundaki özgürlük, duyguların yapıtlara yansımasını amaçlıyordu.

• “Die Brücke” ressamları renkleri en ilkel halleriyle kullandılar. Başlangıcı 15. yüzyıla kadar uzanan ağaç baskı yönteminden etkilenerek, resimlerinde ağaç baskıyı yansıtan çizgilere yer verdiler. Modern çağ insanının umutsuzluğu bu sanatçıların yapıtlarına yansıyordu.

• “Der Blaue Reiter” ressamları sanatın biçimsel sorunlarıyla ilgilendiler. Görünenin ardındaki tinsel gerçeği aradılar.

Önemli Temsilcileri:Picasso, Georges Braque, Robert ve Sonia Delaunay, Joan Miro ve Marc Chagall.
“Die Brücke” ressamları: Ernst Ludwig Kirchner, Erich Heckel, Otto Mueller, Karl Schmidt-Rottluf, Emil Nolde.
“Der Blaue Reiter” ressamları: Vassili Kandinsky, Alexey von Jawlensky, Franz Marc, Gabriele Münter, August Macke, Paul Klee
Kandinsky, renk ve çizgi aracılığıyla soyut sanatın itici gücü olarak kabul ediliyor. Egon Schiele, Oskar Kokoschka.


Kübizm

Pablo Picasso ile Georges Braque’ın 20. yy başlarında (1907 - 1914) geliştirdiği çağdaş sanat akımı. Paris’te ortaya çıkan Kübizm, 20. yüzyılın en etkili akımlarından biri oldu. Kübizmin, 1909’a dek süren ilk evresini Fransız ressam Paul Cezanne önemli derecede etkiler. Hatta, bu akımın başlangıcı, Cezzanne'nin görüşünden kaynaklanır. Ancak akım, Picasso ve Braque’ın resimleriyle kendini ortaya koyar.

Kübizm, figür, nesne ve doğal görünümlerin anlatımında geometrik çözümleme ile yapısal senteze öncelik verir.
• 1910- 1912, Çözümsel (Analitik) Kübizm olarak tanımlandı. Biçimlerin parçalara ayrılması ve bu parçaların çözümlenmesi. Dik açılar ve düz çizgiler, biçim önceliği ve basitleştirilmiş renk kullanımı önem kazandı.

• 1912'den sonraki dönem, Bireşimsel (Sentetik) Kübizm diye adlandırıldı. Parçalar bir araya getirilerek birleştirildi. Renge verilen önem arttı, süslemecilik, kolaj yöntemi, düzgün ve kaba yüzeylerin zıtlığı yapıtlara yansıdı.

Temel Özellikleri:

• Konularda mantıklı bir düzen vardı.

• Resim iki boyutlu imgelerle yansıtılmaya başlandı.

• Doğa temel alınsa bile taklit edilmedi.

• Nesneler, farklı yönlerden görünüşleriyle, parçalara ayrılmış olarak aynı anda algılanabilecek biçimde bir araya getirildi.

• Bardaklar, vazolar, kutular, tabaklar (nesneler) yanında portreler ve insan figürleri resmedildi.

• Karşıtlığı vurgulayacak kolajlar yapıldı.

Önemli Temsilcileri:Georges Braque, Picasso - “Avignonlu Kızlar”, “Mandolinli Kız”, “Ambroise Vollard Portresi” Fernand Leger, Robert ve Sonia Delaunay, Juan Gris, Roger de la Fresnaye, Marcel Duchamp, Albert Gleizes ve Jean Metzinger


Pürizm / Arıtıcılık

Ressam Amedee Ozenfant ile mimar ve ressam olan Le Corbusier’in 20. yy'ın ilk yarısının ortalarında (1918) geliştirdiği kübizm çıkışlı sanat akımı.

Kübizm’in özünden uzaklaştığını öne süren Püristler, nesneleri çizgisel ve yapısal özellikleriyle yansıtmayı amaçlıyordu. Böylelikle nesneler ışık ve gölgenin aldatıcı etkilerinden kurtulacaktı.

Püristler yarattıkları açık, kesin, temiz, saf ve düzenli biçimlerle makine çağını yansıtmak istiyorlardı.

Temel Özellikleri:

• Şişe ağızları, boru uçları ve daire en çok kullandıkları figürlerdi.

• Siyah, beyaz, gri ve yeşilin tonlarını kullandılar.

• Boyayı tuvale pürüzsüz olarak sürdüler. Böylelikle uyum ve düzgünlük duygusu güçlendiriliyordu.

Önemli Temsilcileri:Le Corbusier “Ölüdoğa”Amedee Ozenfant


Gelecekçilik / Fütürizm

20. yy başlarında (1909) İtalya’da ortaya çıkan Gelecekçilik, yaşamdaki hareket, değişim ve dinamizmin sanata da yansıtılması gerektiğini savunan sanat ve edebiyat akımı. Devrimi ve dinamizmi savunuyor, geçmiş sanatsal kuralları yıkmak ve yeni biçimler, yeni anlatım yolları bulmayı amaçlıyordu.

İtalyan şair Filippo Tommaso Marinetti tarafından başlatıldı. Önce Kübist akıma dahil olan Gelecekçiler, “hareket” kavramına duydukları ilgi nedeniyle bu akımda mutlu olamadılar. Sanatın her dalına dinamizmi, makineyi ve hızı sokmak için çabaladılar.

Yapıtlarında, hızlı arabaları, motosikletleri, trenleri, hareket eden dansçılar ve hayvanları konu olarak seçtiler. Hareketi yansıtmak için, nesnenin dış çizgilerini ritmik şekilde yinelediler.

“Sokağın Gürültüsü Evi Etkiliyor” isimli tablosuyla bu dönemi temsil eden Boccioni'nin ölümüyle grubun dağılma süreci de başladı. Gelecekçilik daha sonraki sanatçıları da etkiledi. Nihilist yaklaşımları Dadacılığın gelişmesinde rol oynadı.

Özellikleri:

• Hareket kavramıyla ilgilendiler.

• Kuralları yıkmak ve yeni bir anlatım biçimi bulmak istiyorlardı.

• Her şeyin bir değişim içinde olduğunu ve sanatın da bunu yansıtması gerektiğini düşünüyorlardı.

• Hareket halindeki nesneleri, makineleri ve canlıları resmettiler.

Temsilcileri:Balla “Tasmalı Köpeğin Dinamizmi”, “Hız: Hareketin Yolları - Dinamik Diziler” Boccioni “Sokağın Gürültüsü Evi Etkiliyor”
Umberto Boccioni, Carlo Carra, Luigi Russolo, Giacomo Balla, Gino Severini.


Dadacılık / Dadaizm

20. yy başlarında Avrupa ve Amerika’da etkili olan, nihilist bir sanat ve edebiyat akımı. Zürich, New York, Berlin, Köln, Paris, Hannover'a (1916 - 1920) sanatseverler tarafından hızla taşındı. Andre Breton ve Tristan Tzara’nın öncülüğünde gelişen Dadaizm, geleneksel değerlere ve savaşa karşı bir başkaldırıydı.
“Dada” sözcüğü Fransızca'da “oyuncak tahta at” anlamına geliyordu. Dadacılar, savaşın yarattığı umutsuzluğu, burjuva değerlerine duydukları tepkiyi yansıtıyorlardı. Dönemin estetik değerlerine de inanmıyorlardı. Bu değerlere karşı açtıkları savaşta en önemli silahları aykırı yapıtları ve çıkardıkları yayınlardı. Dadaizm zamanla siyasi bir nitelik kazandı.

Özellikleri:

• Akla ve alışılmışa karşı bir ayaklanmaydı.

• Kaza ve rastlantıya dayalı teknikler Gerçeküstücüler ve Soyut Dışavurumcular tarafından kullanıldı.

• Sanatçının zihinsel etkinliği yaratılan nesneden önemliydi. (Duchamp)

• Dönemin geçerli estetik değerlerini yıkmaya giriştiler.

• Berlin’de siyasal bir nitelik kazandı.

Temsilcileri:Marcel Duchamp, “3. Standart Stopaj”Jean Arp, “Rastlantı Yasalarına Göre Düzenlenmiş Kareler”John Heartfield, “Kaiser Adolph”Raoul Housmann, Hannach Höch, George Grosz, Johannes Baader, Otto Schmalhausen, Wieland Herzfelde, Helmut Herzfelde(sonradan Alman milliyetçiliğini protesto etmek amacıyla adını John Heartfield’e çevirmiştir), Max Ernst, Johannes Baargeld, Kurt Schwitters (Yapıtlarıyla, sanat karşıtı Dadacılar’ın elde edemediği incelikli ve estetik bir etki yarattı), Richard Hülsenbeck, Tristan Tzara, Marcel Janco, Emmy Hennings.


Gerçeküstücülük / Sürrealizm

I. Dünya Savaşı’ndan sonra Fransa’da ortaya çıktı. Kurucusu, şair ve eleştirmen Andre Breton (1896 - 1966). Bilinç dışının karmaşık dünyasını sanata aktarmayı amaçlıyordu. Gerçeküstücülük, Breton’a göre, bilinçle bilinçdışını bütünleştiriyordu. Böylece düşsel dünyayla gerçek yaşam içiçe geçiyordu.
Sanatçılar, aklın denetimindeki bilinçdışını arındırmayı ve açığa çıkarmayı amaçlıyordu. Bazı sanatçılar da kişisel fantezileri bu amaçla, araştırmalarında kullanıyorlardı.

Ernst, Masson, Miro gibi sanatçıların eserlerinde sezilebilen ancak tam anlaşılamayan imgeler vardı. Magritte, Dali, Tanguy, Roy, Delvaux'ın resimlerinde ise ayrıntılar tanımlansa bile akla ters düşen, şaşırtıcı, düşsel bir anlatım oluyordu.

Özellikleri:

• Aklın denetiminden kurtulmak, bilinç altını yansıtmak önem kazandı.

• Alışılmışa karşı ayaklanma anlayışının devamı niteliğindeydi.

Temsilcileri:Jean Arp, Max Ernst, Anrde Masson, Rene Magritte, Yves Tanguy, Salvador Dali, Pierre Roy, Paul Delvaux, Jean Miro.


Modern Sanat

Toplumsal değişimler, ekonomik yapı Modern Sanatın gelişimini hazırladı. Bu sanat 19. yy sonlarından başlayarak, 20. yy özelliklerini yansıtır. Birçok akım Modern Sanatın içinde yer alır.

Modern Sanat aslında gelenekselleşmiş kurallara ve kalıplara bir başkaldırıydı. İlk temsilcileri, Ard İzlenimciler. Ard İzlenimciler, kişisel bakış açılarını yansıtan eserler yaratır, kalıplaşmış, alışılmış olanın dışına çıkarlar.

19. yüzyılın sonlarına doğru Avrupa’da akımlar ve üsluplar hızla çeşitlenmeye başlamıştı. Modern Sanat’ın altyapısını oluşturan Ard İzlenimcilerin ve diğer akım ve üslupların ortak noktası 20. yy yaşamına duyulan tepkiyi yansıtmak olarak düşünülebilir.

Yeni İzlenimcilik, Simgecilik, Nabi’ler, Art Nouveau, Fovizm, Kübizm, Gelenekçilik, Dışavurumculuk, Aschon Okulu, Suprematizm, Yapımcılık, Işıncılık, Ofrizm, Metafizik Resim, Vortisizm, de Stijl, Pürizm, Dadacılık, Yeni Nesnelcilik, Gerçeküstücülük, Toplumsal Gerçekçilik, Soyut Dışavurumculuk, Ham Sanat, Pop Sanat, Op Sanat, Minimal Sanat, Yeni Dışavurumculuk

Modern Sanat’ın gelişiminde fotoğrafın gelişmesi de önemli rol oynadı. Resmi, dış dünyayı doğru bir şekilde anlatma aracı olarak gören anlayış sarsıldı. Bu noktada soyut resmin gelişimi hız kazandı.

Özellikleri:

• Kişisel bakış açısının yansıtılması önem kazandı.

• Kalıplaşmış olanın dışına çıkıldı.


Soyut Sanat / Abstre Sanat

20. yy'da resim, heykel ve grafik sanat anlayışında ortaya çıktı. Çevredeki somut eşya ve canlıların görünüşlerinden yararlanmak yerine renk, çizgi gibi öğelerle kompozisyon yaratılmaya çalışıldı. Soyut resim, yüzyıllarca değişmeyen “betimleme” anlayışından vazgeçmek demekti. Dönemin en çağdaş sanatçıları bile soyut resme karşı memnuniyetsizlik duyuyordu.
Sanat tarihçileri, soyut resmin Rusya’da doğduğu ve yaratıcısının Kandinsky olduğu konusunda birleşiyor. Kısa zamanda dünyanın çeşitli yerlerinde uygulanmaya başlandı. Ekim devriminden sonra, daha anlatımlı bir sanat anlayışının benimsenmesi nedeniyle soyut resim ressamları bir süre sessiz kaldılar. Kandinsky Almanya’ya göç etmek zorunda kaldı. Hitler’in iktidara gelmesinden sonra soyut resimde estetiği yakalayan ressamlar dünyanın çeşitli yerlerine dağıldılar.
II. Dünya savaşının başlamasıyla her alanda olduğu gibi resim alanında da suskun bir dönem yaşandı. Savaş sonrasında soyut resim Paris’te yeni bir patlama yaşadı. Amerika’da Soyut Dışavurumculuk akımı ortaya çıktı. Bu akım dünya çapında etkili oldu ve New York’u dünyanın en önemli sanat merkezlerinden biri konumuna getirdi.

Önemli Temsilcileri:Robert Delaunay, Wassily Kandinsky, Kazimir Maleviç, Vladimir Tatlin


Soyut Dışavurumculuk / Abstre Ekspresyonizm:

1940’larda ABD’de ortaya çıktı ve 1950’lerin sonuna kadar etkisini sürdürdü. Soyut Dışavurumcular, duygularını özgürce ve anlık olarak yansıtıyorlardı. Birçok akım ve tarz bu sanatın içinde yer alır.
Şiddet, şiirsellik, gizem gibi duyguları anlatabilmek için çok çeşitli teknikler kullanıyor, boyaların özellikleri, resmin anlatımını güçlendirmek amacıyla kullanılıyordu. Boyayı içlerinden geldiği gibi kullanmanın, bilinçaltını resme dökebilmek anlamına geldiğini düşünüyorlardı.

Önemli Temsilcileri:Jackson Pollock, Willem de Kooning, Franz Kline, Mark Rothko, Clyfford Still, Philip Guston, Helen Frankesthaler, Barnett Newman, Adolph Gottlieb, Robert Motherwell, Lee Krasner, Bradley Walker, William Baziotes, Ad Reinhardt, Richard Pousette-Dart, Elaine de Kooning, Jack Tworkov


(Akımları ve özelliklerini genel olarak yazdım, detaylı bilgileri "sanat akımları" başlığına yazalım)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Sanat Tarihi (özet)
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» GÖKTÜRK DÖNEMİ
» Sanat eğitimi ve yaratıcılık
» Anime nedir..........(Tarihi gelişimi)
» YALOVAnın tarihi ve özellikleri
» Elveda Rumeli dizisinin hatırlattıkları üzerine tarihi anekdotlar üçlemesi

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
GAZİ'DE İLKYAZ :: SANAT ARŞİVİ-
Buraya geçin: